Dünya

Almanya ABD’li bilim insanlarını çekmekte zorlanıyor

ABD Başkanı Donald Trump, ABD’de bilim özgürlüğünü büyük ölçüde tırpanlayarak, araştırma fonlarından kesinti yaptı, üniversiteleri baskı altına aldı. Ülkedeki birçok araştırmacı “Cumhuriyetçilerin bilime karşı açtığı savaş” nedeniyle tedirgin.

Bu nedenle, ABD’li bilim insanlarının bazıları Avrupa’ya gitmeyi istiyor. Avrupa’daki araştırmacı destekleme programları son dönemde kayda değer artış gösteriyor. “Marie Skłodowska-Curie Actions” başvuruları yüzde 50, yüksek fonlu Avrupa Araştırma Konseyi (ERC) bursları ise üç kat artış kaydetti. Avrupa Birliği’nin (AB) “Choose Europe” (Avrupa’yı Seçin) girişimi de uluslararası alanda güven oluşturmuş gibi görünüyor.

İddialı bir fikrin hayal kırıklığı yaratan sonucu

Almanya ise ABD ve diğer ülkelerden bilim insanlarını ülkeye çekebilmek için “Artı 1000 Beyin- Almanya Küresel Beyin Girişimi”ni başlattı. Girişim, farklı seviyelerdeki uluslararası araştırmacılar için özel burslar, profesörlükler, doktora sonrası araştırma (fellowship) programları ve kariyer desteği sunuyor. Program ailelere verilecek destek ile Almanya’da yeni bir başlangıç yapmayı kolaylaştırmayı ve uzun vadeli bilimsel perspektifler sağlamayı da hedefliyor.

Ancak, Almanya Araştırma, Teknoloji ve Uzay Bakanlığı’nın, Capital dergisinin konuyla ilgili sorusuna verdiği cevapta, ABD’den yetenekleri çekme konusunda beklentilerin şu ana kadar sadece kısmen gerçekleştiği bilgisi yer aldı. Girişimin başlamasından bu yana geçen dört ay zarfında, Bakanlık 25 ülkeden gelen 84 araştırmacının desteklendiğini, bunlardan sadece ABD’li olduğunu kaydetti.

Kamu yararına çalışan saygın bilim kuruluşlarından Alman Helmholtz Topluluğu’nun Genel Müdürü Sabine Helling-Moegen, şu ana kadar gelen araştırmacı sayısının beklentilerin çok altında kalmasını şöyle açıklıyor:

“ABD’li bilim insanları için ülkelerini terk etme kararı, özellikle aileleri ve sosyal çevrelerinden dolayı, çok daha büyük ve yaşamlarını kökten etkileyecek bir adım. Bu sebeple çoğu yalnızca ülkeden ayrılma kaçınılmaz bir durum haline geldiyse veya gelen teklif çok cazip perspektifler sunuyorsa değişiklik yapmaya karar veriyor.”


Bilim insanlarının tercihi Almanya olmadıFotoğraf: Andrew Brookes/Westend61/IMAGO

Almanya diğer Avrupa ülkelerinden ne öğrenebilir?

Avrupa’daki başvuru sayıları belirgin şekilde artsa da bu artış Almanya’da görülmüyor. Ancak Helling-Moegen’e göre bu durum Alman hükümetinin başlattığı girişimden kaynaklanmıyor. Aksine girişimin çok iyi olduğunu söyleyen Helling-Moegen, “Uluslararası bilim camiasına güçlü bir sinyal gönderen bir proje ve bir araştırma merkezi olma yönünde Almanya’ya önemli bir ivme kazandırma potansiyeline sahip” diyor. Helling-Moegen, girişimin sonuç vermesi için sadece daha fazla zamana ihtiyaç olduğunu sözlerine ekliyor.

Helling-Moegen, ABD’li bilim insanları için Almanya’daki aşırı bürokrasinin, karmaşık vize sürecinin ve dil engelinin caydırıcı etkiye sahip olduğuna dikkati çekiyor.

İngilizce çalışma yaşamında yaygın dil olsa da Helling-Moegen, “Almanca bilmemek iş dışındaki günlük yaşamda zorluklara yol açabiliyor. Bu, uygun bir sağlık sigortası bulmaktan ehliyetin tanınmasına veya alınmasına kadar uzanabiliyor” diyor.

Alman araştırma kurumları ve şirketleri, uzun süredir, çalışmak için yurt dışından gelenlerin topluma daha hızlı katılımını mümkün kılan iyi bir karşılama kültürü, daha az bürokrasi ve daha hızlı işe alım süreci sağlanmasını talep ediyor.

Sabine Helling-Moegen, “Uluslararası karşılaştırmada Almanya bu noktada çok yavaş. Bağlayıcılığı olan taahhütler verebilmek için daha hızlı hareket edebilmeliyiz” sözleri ile bir kez daha bu alandaki taleplerin altını çiziyor.

Diğer ülkeler ABD’li araştırmacılar için neden daha cazip?

Fransa, Belçika ve Avusturya gibi diğer Avrupa ülkeleri de ABD’nin önde gelen araştırmacılarını çekebilmek çaba gösteriyor. Geniş kapsamlı mali teşvikler de bu çabaya dahil.

Almanya’nın sınır komşusu Avusturya’da uluslararası araştırmacılar rekor sayılacak kadar kısa sürede işe alınıyor, destekleniyor ve topluma entegre ediliyor. Avusturya “APART-USA” programı ile özellikle ABD’li araştırmacıları hedefliyor. Programın başarıya ulaştığı da görülüyor. Avusturya Bilimler Akademisi’nin (ÖAW) verdiği bilgilere göre, bu destek programı ile Harvard veya Princeton gibi ABD’nin seçkin üniversitelerinden 25 araştırmacı Avusturya’da çalışmaya başladı.

Bunlar arasında doktora sonrası araştırmalarını yürütenlerin yanı sıra fizik, kimya ve biyoloji gibi alanlardan profesörler de bulunuyor. Araştırmacılara Avusturya devleti iki yıllık bir süre için 500 biner euroluk destek sağlıyor. Görünüşe göre, koşullar cazip olunca, sıkça dile getirilen dil engeli de pek rol oynamıyor. Söz konusu bilim insanlarının bu yıl içinde 12 Avusturya üniversitesinden veya iki araştırma kurumundan birinde göreve başlaması bekleniyor.

Para tek başına çözüm değil

Ancak Helmholtz Topluluğu’nun Genel Müdürü bu tür cazip mali tekliflerin doğru yol olmadığı görüşünde. Sabine Helling-Moegen, DW’ye yaptığı açıklamada, “Almanya’nın bir araştırma merkezi olarak istikrarlı şekilde büyümesi, kısa vadeli mali teşviklerden daha sürdürülebilir” diyor.


ABD’li bilim insanları Avrupa’dan programlara başvurarak, diğer Avrupa ülkelerini tercih ediyorFotoğraf: Yuri Arcurs/Zoonar II/IMAGO

Almanya’nın araştırma merkezi olarak mevcut gelişmelerden bağımsız olarak ABD’den daha cazip bir alternatif olduğunu belirten Helling-Moegen, “Araştırma ve İnovasyon Paktı”na atıfta bulunuyor.

Federal hükümet, eyaletler ve önde gelen Alman araştırma kuruluşları arasında imzalanan bu anlaşma, her yıl artan finansman ve ortak hedefler çerçevesinde uluslararası rekabet gücünü artırmayı amaçlıyor. Siyaset mali çerçeve koşullarını sağlarken, bilim Anayasa ile güvence altına alınmış olan, siyaset karşısında özgürlüğünü ve bağımsızlığını da koruyabiliyor.

Fraunhofer Topluluğu da Almanya’daki bilim özgürlüğünün liberal, demokratik toplumların çekirdeğini oluşturduğunu vurguluyor. Uygulamalı araştırmalar yapan Fraunhofer, “Mevcut gelişmelere yanıt olarak ABD’li araştırmacıları çekmek için özel bir program” yürütmediğini belirtiyor ve “Bilgi paylaşımının sağlanabilmesi için ABD’deki ortaklarımızla iyi ve sürekli bir iş birliği her iki tarafın da çıkarına” diyor.

Helmholtz Topluluğu’na göre de uzun vadede bir araştırma ülkesi olarak Almanya’nın ABD ile arasındaki bağları daha da güçlendirmesi en mantıklı yol. Helling-Moegen, “Şu anda belki sadece birkaç yıl burada araştırma yapmak ve daha sonra ABD’ye dönmek isteyen bilim insanları için köprüler kurmak gerekiyor, öte yandan bundan, on yıllarca sürecek kalıcı bağlantılar da ortaya çıkabilir” diye konuşuyor.

Avrupa’ya kimler gidiyor?

Başlangıçta, özellikle matematik, bilişim, doğa bilimleri ve teknoloji ile yapay zeka ve robotik gibi geleceğin prestijli alanlarında çalışmalar yapan önde gelen araştırmacıların Avrupa’ya gitmesi hedefleniyordu.

Ancak uygulamada, özellikle başta iklim bilimleri olmak üzere, halk sağlığı ve toplumsal cinsiyet çalışmaları ile yapay zeka konularında çalışan araştırmacılar da geldi.

Özellikle doktora sonrası çalışmaları yürüten bilim insanlarının Avrupa’ya daha fazla ilgi gösterdiği dikkat çekiyor. Avrupa’daki araştırma merkezleri, doktoralı genç yeteneklerden faydalanıyor, bu araştırmacılar güncel araştırma alanlarına yaklaşımları, inovasyon güçleri ve değerli uluslararası deneyimleriyle geliyor.

Helling-Moegen, “Mükemmel bilim, uluslararası genç araştırmacılarla yaşar. Bu nedenle, gelecekte dünyanın her yerinden daha fazla üst düzey yeteneğin Almanya’yı tercih etmesi elbette büyük bir kazanç olacaktır” diye konuşuyor.

Doktora sonrası için yeni program

Doktorasını yapmış bilim insanları Avrupa’da görece istikrarlı kariyer imkanı, uluslararası bir ağ oluşturma ve daha az siyasi etki altında çalışabilecekleri bir araştırma ortamı buluyor.

Max-Planck Topluluğu’nun (MPG) ilk kez açtığı doktora sonrası araştırma programına olan ilgi de bu sebeple büyük. Max-Planck Topluluğu İletişim Direktörü Christina Beck, DW’ye yaptığı açıklamada, “MPG yurt dışından binden fazla başvuru aldı. Aynı ilgi, bilim insanları için kariyer basamağı olarak görülen, araştırma grupları yöneticiliği için de geçerli” diyor.

Beck, özellikle iyi finanse edilen, uzun vadeli Max-Planck araştırma gruplarının, doktora sonrası aşamadaki genç bilim insanları için kesinlikle çekici olduğunu savunuyor ve bunun ABD’li araştırmacılar için de geçerli olduğunu belirtiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu